Sayfalar

Translate

22 Ocak 2013 Salı

Meğer Domuz Eti Yediriyolarmış

Yaklaşık 1 seneye yakındır dışarıda mecbur kalmadıkça yemek yemiyordum ayrıca mümkün mertebe hazır ürün almıyorum. Özellikle et türevlerini evime sokmuyorum. bir sosyal paylaşım sitesinde okuduğum yazı gerçekten mide bulandırıcı. yazıyı hiçbir değişiklik yapmadan sizlerle paylaşmak istedim. Paylaşım uzun, fakat sonuna kadar okumanızı rica ediyorum. Çünkü, Türkiye'de gıda terörü ciddi boyutlara ulaşmış durumda. Yine bu yazıyı özellikle paylaşmanızı rica ediyorum. Ne kadar çok kişiye ulaşırsa bilinçlenme seviyesi o kadar yüksek olacaktır.    



^^Türkiye'deki domuz çiftliklerinde yıllık 3 milyon kg. civarında et üretiliyor. Bu rakam neredeyse kırmızı et üretiminin yarısı.

HAYVANCILIĞI BİTİR DOMUZ ÜRETİMİNİ TEŞVİK ET..
SONRADA MÜSLÜMANIM DE HADİ BE HADİ BE...
ARKADAŞLAR YAZIDA HANGİ FİRMALARIN VE RESTAURANTLARIN DOMUZ ETİ İLE ALAKALARI VAR HEPSİDE BELGELİ..

Türkiye'de üretilen 3 milyon kg domuz eti hangi müslümanın midesine gidiyor ?Müslüman hükümetimiz müslüman seçmenine domuz etini niye layık görüyor ?SUCUK,SALAM,SOSİS,FASTFOOD,PİZZA YERKEN BİRDAHA DÜŞÜNÜN...VEYA HİÇ DÜŞÜNMEYİN AFİYET OLSUN ""Lütfen sonuna kadar okuyun, neler öğrendiğinize hayret edeceksiniz ! " " İstanbul Gaziosmanpaşa Hacımaşlı Köyü Domuz Çiftliği'nin suları ve katı atıkları 300 metre mesafedeki Sazlıdere Barajı'na akıyor. Baraj, 10 milyon kişinin su ihtiyacını karşılıyor. Çiftlikte 5 bin domuz var.

Türkiye'deki domuz çiftliklerinde yıllık 3 milyon kg. civarinda et üretiliyor. Bu rakam neredeyse kırmızı et üretiminin yarısı. Üretilen domuzlar otellere, yemek fabrikalarına ve marketlere 'kıyma' seklinde satılıyor. Domuz etini Salam, sosis ve sucuk olarak da piyasaya sürmek en çok kullanılan yöntem.

Peki neden domuz?

Türk yemek kültürüne aykırı ve en önemlisi 'Dinen yasak olmasına, rağmen neden domuz cazip bir konu?'

Çünkü domuz yetistiriciligi çok kârli bir iş.Domuz üretken bir hayvan.Cinslerine ve yaşına göre yılda 1, 2, bazen de 3 kez; ve her batında da 15-20'ye kadar varan yavru dünyaya getirebiliyor. Bir domuz yılda 2 kez doğum yapsa, her batından 10 yavru yaşasa, 20 sene yaşayan bir domuzun 400 yavrusu oluyor. Ve dahası yeni doğmuş bir domuz 4-5 ayda 100 kiloya kadar çıkabiliyor!

Normal şartlarda evcil bir domuzun % 30'u yağ olarak ayrılabilmekte iken; bu rakam bazen % 50'yi bulabiliyor. Yani 150 kg'lik bir domuzdan 75 kiloluk yağ elde edilebiliyor. Bu da Dana ya da Koyuna göre tercih edilmesinde çok önemli bir etken.

Beslenmesi çok kolay, cam dışında -leş dahil- her şeyi hatta kendi pisliğini bile yiyebiliyor. Her domuz ortalama 80-100 kiloya ulaştığı zaman kesiliyor. Kaba bir hesapla sadece bu çiftlikten yılda yaklaşık 1 milyon kg. et çıkıyor.

Bu etlerin hangi kanalla, nerelere satıldığı meçhul!? Diğer çiftlikler de göz önüne alındığında Türkiye 'de yaklaşık 3 milyon kg domuz etinin piyasaya değişik yollarla sürüldüğü ortaya çıkıyor.

Türkiye 'deki toplam kırmızı et tüketiminin de 6 milyon kg. olduğu göz önüne alınırsa tablonun vahameti daha da netleşiyor. Kilosu 1 ile 3.5 Türk lira arasında satılan bu domuz etlerinin ağırlıklı olarak Kıyma, Sucuk, Salam ve Sosis olarak satıldığı dile getiriliyor. Çiftlik çalışanlarından İsmail Türk'ün verdigi bilgiye göre kesilen etler toplu olarak büyük otellere, yemek fabrikalarina kiyma ve sosis gibi ürünler olarak satılıyor.

Bu ve benzeri çiftliklerden resmi olarak 5 firma domuz satın alıyor: 1-Çerkezo, 2-Polonez, 3-Nuta, 4-Namet ve 5-Sütte ...

1. Çerkezo aldığı ürünleri Salam Sosis olarak piyasaya sürerken aynı zamanda Teşvikiye 'deki Şarküterisinden de nihai tüketiciye ulaşıyor. (ki bu firmanin bir de "TADET" adı altında otellere ürün sattığı bir markası daha bulunuyor... ) Ayn zamanda butik mağazalarda ve ulusal zincir mağazalarda satılan BONUS markalı ürünlerin üreticisi de ÇERKEZO...

2- Ayazağa daki Çerkezo'nun hemen yanında üretim yapan SÜTTE firmasi da salam, sosis ve jambonlarını markasıyla satıyor. Ancak bilinen bu firmalar ürünleri çeşitli zamanlarda farklı isimlerde piyasaya sürüyor. Daha önce Sütte olarak piyasaya sürülen domuz mamulleri son dönemde PIGGY adıyla satılıyor. Üstelik ünlü Amerikan fast food zincirlerinden Little Caesar's Pizza tam 10 yılı aşkın süreden beri et mamullerini SÜTTE firmasından temin edip bizlere bir güzel yediriyor!!!

3- POLONEZ 5 yıl öncesine kadar resmi olarak domuz ürünleri imal edip MIGROS'larda açık açık ürünlerini satarken, son yıllarda %100 dana etinden ürünler imal ettigini iddia ediyor.

'Peki ya bunlar göz göre göre mağazalarında sattıran satın alma müdürleri aldıkları rüşvetin yanı sıra bu milletin vebalini aldıklarını da biliyorlar mı sizce?'

POLONEZ'in ciddi anlamda piyasaya yayılmasındaki en büyük faktör MIGROS' tur . O dönem Migros'un et mamülleri satın almasında olan (Şu an oyuncak reyonunda Satın Almacılık yapan) Coşkun Bey'in büyük paralar karşılığında POLONEZ 'le işbirliği içerisinde olduğunu ve bizzat domuzlari bizlere yediren kişi olduğunu biliyor muydunuz?

Peki ya Migros'ta çalışan tüm tezgahtarların eksiksiz olarak her ay sonunda POLONEZ 'in sahibi MUSTAFA AKKAS Bey'den (veya Satış Müdürü sıfatı ile çalışan ALİ ÖZYAVAŞ'tan) maaşlarını ve primlerini (bizlere sattıkları et mamulleri üzerinden ) aldıklarını biliyor muydunuz? Peki METRO GROS MARKETLER'in (Su anki değil bir önceki) satın almacılığını yapan kişinin Şu an BAGDAT CADDESINDE bulunan Polonez - Barbekü Restoranları' nın sahibi olduğunu biliyor muydunuz?

Peki Izmir'in kalesi olarak görülen KiPA Marketler'in satın almacılğını yapan bayanın Polonez'in resmi hissedarı olduğunu biliyor muydunuz?

PEKİ AMERİKAN FAST FOOD ZİNCİRİ DOMINO'S PIZZA ve ALMAN EKOLÜ DR. OETKER PİZZALARIN İÇERİSİNDE POLONEZ ET MAMULLERİNİN KULLANILDIĞINI BİLİYOR MUYDUNUZ?

PEKİ GIMA MARKALI ve PİYASALARDA SATILAN "OPI" MARKALI ÜRÜNLERİ POLONEZ'İN ÜRETTİĞİNİ VE BUNUN KARŞILIĞINDA NE KADAR PARA YEDİRDİĞİNİ BİLİYOR MUSUNUZ?

'Peki, sizce Türkiye de domuz eti yemeyen insan kalmış mıdır?'

4- NUTA öncelikle 7 TEPE markası ile tanınmakla beraber Güneydeki - Herşey dahil - tatil köylerinin bir numaralı tedarikçisi... Ee tabi yabancı turistlerin yanında yerli turistler de güme gidiyor! Bu firmalar özellikle Büyük Alışveriş Merkezlerinde ayrı bir stant açıyorlar. Ancak Küçük Şarküterilerde karışık olarak duruyor ve birçok tüketici farkına varmadan domuz ürünlerini satın alabiliyor . Üstelik işin ilginç tarafi bu firma Şimdi de firma tanıtım cd'si hazırlamış Carrefour gibi büyük hipermarketlerde ne kadar hijyenik üretim yaptığını anlatıyor. Ama 7 TEPE SOSİS hafta sonları marketlerde KDV dahil 2.900 TL ye satılıyor.

Çünkü maalesef bu adamlar sosislerin içerisinde "hayvan küspesi" gibi lafını bile etmek istemedigimiz katkılar kullanıyorlar ... Domuz hammaddeli salam ve sosislerin kesiminin yapılıp piyasaya sürüldüğü bir başka yer de NUTA 'nın üretimini yapan kişinin işlettiği Dolapdere'deki imalathane. ("IDEAL" markali salam sosis imalatçısı )

5- NAMET ünlü EMİNÖNÜ HASIRCILAR ÇARŞISININ İÇİNDE yıllardır tanınan NAMLI PASTIRMACI'nin modern hali !!! Şu an modern(!) üretim tesisleri BAYRAMPAŞA MEGACENTER (GIDA HALİ) içinde derme çatma bir imalathaneden öteye geçemeyecek konumda olan ve üretim kapasiteleri aylık -günün 24 saati çalıştıklarını düşünürseniz-70 tonu geçemeyecek olan bu imalathanede NAMET ayda tam 270 ton et mamulü üretiyor ve satıyor!!!

Bu aradaki 200 tonluk kapasite açığını ise İSTANBUL DIŞINDA ne idüğü belirsiz imalathanelerde, merdiven altı firmalarda üretim yaptırıp üzerine ' %100 NAMET KALİTESİ' bastıktan sonra (üretim yeri olarak BAYRAMPAŞA'daki adreslerini gösteriyorlar) bizlere afiyetle yediriyorlar.

Carrefour ve diğer tüm zincir mağazalarda POLONEZ'in uyguladığı benzer taktikleri uygulayan NAMET bugün kapasitesinin 3 kat üzerinde üretim yaparak gururla ülkemizi temsil ediyor!..

Peki,Cem YILMAZ'ın dedigi gibi janjanlı ambalaja sahip NAMLI pastırmaları' nın sahipleri olan Engin & Esen Mepa Kardeşlerin aynı zamanda Çorlu'daki domuz çiftliklerinin yarı hissesine sahip olduklarını da biliyor muydunuz?

2000 yılında patlak vermiş olan kaçak Buffalo (Yaban Öküzü) etlerinin de NAMLI pastırmaları' nın sahipleri olan Engin & Esen Mepa Kardeşler tarafindan getirildiğini hatta Bayrampaşa'daki imalathanelerinin Gazetecilerin ve Kameralarin gözü önünde basıldığını, Engin Mepa'nin Show TV'ye, o dönemin 1 trilyon lirayı kendi elleriyle hediye ettiğini, sonra da Milliyet, Hürriyet ve Sabah gazetelerine verdikleri dev ilanlarla TÜM OLANLARIve BASKINLARI yalanladıklarını biliyor muydunuz?

NAMLI Pastırmalarının hem % 5 hissesine sahip olan, hem de İmalat Müdürlüğünü yapan "Muzaffer ...." adındaki şahsın aynı dönemde kardeşi ile Bağcılar semtinde açmış olduğu imalathanede At ve Eşek etinden yaptığı pastırmaları dilimleyerek Zincir Marketlere sattıklarını biliyor muydunuz?

2004 yılında da Uğur DÜNDAR ekibi tarafından BASILARAK ekranlarda gösterildiğini hatırlayabildiniz mi?

Domuz konusunda herkes topu başkasına atıyor! Bu noktada tüketicinin yapması gereken şeyi Çevre Saglık İl Müdürlüğü Gıda ve Çevre Kontrol Şubesi

Müdürü İrfan YILMAZ özetliyor:

'- Piyasadaki etleri denetlemek mümkün olmuyor.' 'Kısacası ne yediğinize dikkat edin. Çok emin olmadığınız ve bilmediğiniz markaların ambalaj güzelligine kanmayın.' Ömer KIZILIRMAK TÜBITAK-SAGE Planlamalar ve Kalibrasyon Birim Amiri^^

12 Ocak 2013 Cumartesi

KIŞ GELDİ NE İÇSEM? (2)

Dün paylaştığım bitkisel çayların devamı olarak bugünde dört bitkisel çaya yer verdim.

ISIRGAN

Isırgan, birçok rahatsızlığa iyi gelen ve sonbahardan ilkbaharın sonuna kadar bahçelerde bol miktarda yetişen bir ottur. Özellikle metabolizma rahatsızlıklarına, mide, bağırsak, böbrek, romatizma ve gut hastalıklarına iyi gelir. Ayrıca nefrit, sarılık, idrar yolları taşları ve özellikle kansere karşı günde 3-4 fincan ısırgan otu çayı çok yararlıdır. Isırgan çayını hazırlamak için kişi başına bir tatlı kaşığı kuru veya bir avuç taze ısırgan otu yeterlidir.

BİBERİYE

Bu bitki yaprakları birçok hastalığa karşı baş tacı yapılabilecek bir bitki. Özellikle kan dolaşımı hastalıklarına, romatizma ve astım hastalıklarına, mide ve bağırsak gazlarına karşı kullanıldığı gibi ağır yemeklerden sonra içildiğinde sindirimi kolaylaştırır. Ayrıca bronşit, öksürük, migren, gastrit, baş ağrısı, ağrılı adet (regl), düşük tansiyon, kabızlık, safra kesesi taşı, ishal ve karaciğer rahatsızlıklarına da birebirdir.


REZENE

Rezene, Ege Bölgesi pazarlarında bahar aylarında bol bulunan bir bitkidir. Rezene çayı özellikle gaz ve kramp ağrılarında, mide ve bağırsak rahatsızlıklarında kullanılır. Özellikle bebeklerin gazlı olduğu zamanlarda sık başvurulan bir ilaçtır rezene çayı. Öksürük ve soğuk algınlıklarında ve çocuklarda boğmaca hastalığı sırasında rezene çayı yararlıdır. Ayrıca, hıçkırık, bulantı, idrar yolları iltihabı, böbrek taşları gibi rahatsızlıklarda rezene çayının faydasını göreceksiniz.

ELMA

 Elma, besin değeri dışında nefes darlığı ve kalp hastalıklarına karşı koruyucudur. Vücuttan toksinlerin atılmasına yardımcı olur, lifli olduğu için bağırsakları temizler, romatizmalılar ve hatta şeker hastaları bile elmadan faydalanabilirler. Elma yatıştırıcı, uyku vericidir, baş ağrılarına iyi gelir. Taze elma suyu cilde sürüldüğünde dokuları sağlamlaştırır ve teni güzelleştirir. İlkbaharda toplanan elma çiçekleri kurutularak sonbahar ve kış aylarında kaynatılır, göğse ve öksürüğe iyi gelecek bir şurup elde edilir. Kurutulmuş elma parçalarından çay yapabileceğiniz gibi kabuğuyla küçük parçalara böldüğünüz elmaları kaynatarak içine isterseniz limon ve portakal koyarak çay olarak tüketebilirsiniz.

11 Ocak 2013 Cuma

KIŞ GELDİ NE İÇSEM?




       


       Soğuk ve hastalığa elverişli şu günlerde; sürekli hastalanmamak adına neler yaparızın telaşesine düştük. Bu zamanların vazgeçilmezi kış çayları okadar çok ki, yazmakla bitmeyecek nitelikte. Bu günden itibaren yazılarımda sizi sıkmamak adına bu yazımı birkaç güne yaymak istedim.   


TARÇINLI/GÜLLÜ ÇAY: 

       Bir fincan sıcak suyun içine;bir iki adet ince çubuk tarçın atın. Bir iki tane de kuru gül. Özellik Isparta gülü olursa harika bir koku ve aroma veriyor. 

       Bazı insanlar hava sıcaklığı ne olursa olsun sürekli üşüme halindedir. Tarçın dolaşımı hızlandırdığı için üşüme problemini yok edecektir. Kan şekeri düzenlenmesinde yardımcıdır. Ayrıca sindirime de yardımcıdır. Özellikle iş yerinde ısınmak için çay-kahve yerine içilecek harika çaylardan birisi. 







NANELİ/MANDALİNALI ÇAY:

   

       Bir fincan sıcak suyun içerisine 5-6 yaprak taze nane atın, içine bir dilimde mandalina atarak 4-5 dakika demleyin. Nanenin aromatik kokusu sizi daha içerken rahatlatacaktır. Özellikle mide ağrısı ve sindirim bozukluklarına iyi gelecektir.









Bu çay ise tam doğal ilaç niteliğinde.
OSMANLI ÇAYI !!!

       Osmanlı dönemimde saray eşrafının da bolca kullandığı KIŞ ÇAYI tam bir şifa kaynağı.Osmanlı çayı denmesinin sebebi budur.

       Aktarlarda rahatlıkla bulabileceğiniz, Osmanlı Çayının içerisinde;

       Hibiskus (medine gülü) yaprağı,
·                       Kurutulmuş portakal ve elma kabuğu,
·                       Kuru karanfil, kuş üzümü,
·                     Zencefil tozu ve nanede mevcut. 
          
            Bu çay, hem öksürüğe bitkisel çözüm hem de gece öksürüklerini kesici etki yapıyor. Ayrıca  üst solunum yolu enfeksiyonları (grip ve soğuk algınlığı) sonucu görülen burun akıntısı, boğaz ağrısı ve burun tıkanıklığına iyi geliyor. Ciğerlerde öksürüğe neden olan bakterileri ve mikropları temizleyici etkisi olan Osmanlı Çayını sabah-öğle-akşam 1 su bardağı tüketmeniz gerekiyor. Soğuk algınlığına doğal çözüm olan bu bitkisel çay, içerdiği C vitamini ile çok sağlıklı içecektir.

      Osmanlı Çayının Yapılışı:
             Bir tatlı kaşığı Osmanlı Çayını fincana koyup üzerine sıcak su ekleyin. 3-4 dk bekletin. İçine de 1 kaşık kestane balı koyup karıştırın. AFİYET VE ŞİFA olsun. Şifalı bitki ve ilaçların tadı aslında pek güzel olmaz ve bir çoğumuz bu yüzden pek tercih etmeyiz. Fakat bu çayın tadı ve için çok güzel. Normal zamanlarda siyah çay yerine tüketilebilecek bir çay.

     
         
            Genellikle içeceklerimizin içerisine şeker koyma gibi bir alışkanlığımız var. Ancak sağlıklı olmak adına fazla şeker tüketiminden kaçınmak gerekir. Bunun yerine doğal tatlandırıcı olarak çaylarımıza bal eklemek en doğrusu olacaktır.  
  
     

     DEVAMI YARIN….









9 Ocak 2013 Çarşamba

KIŞ AYLARINDA NE YEMELİ?


      


      Malum kış kendini iyiden iyiye gösterdi. Özellikle hastalıklardan korunmak ve kilo almadan bunu başarabilmek mümkün mü?
     Hava sıcaklığının minimum seviyelere indiği, özellikle hastalıklara karşı vücut direncinin azaldığı kış dönemlerinde yeterli ve dengeli beslenmenin önemi büyüktür. Bu yazımızda da hem sağlığınızı hem de formunuzu nasıl korumanız gerektiği ile ilgili bilgileri paylaştık.

Kışa Uygun Nasıl beslenmeli?

      Her zaman olduğu gibi kış aylarında da tüm besin gruplarından yeterli miktarlarda alınması gerektiği buna bağlı olarak vitamin ve protein tüketiminin sağlanması gerektiği uzmanların genel kanısıdır.
Enfeksiyon hastalıları, özellikle kışın en çok maruz kaldığımız ve bizi kolay kolay bırakmayan hastalıklardır. En önemli özellikleri enfeksiyon mikrobu vücuda girdiğinde direnci azaltır. Kış mevsiminin gelmesi ile birlikte yeterli ve dengeli beslenme, enfeksiyon riskine karşı metabolizmamızı dinç tutması açısından önemlidir. 

      Yeterli ve dengeli beslenme çok geniş bir konu olmakla birlikte, sağlıklı olabilmek için nefes almak kadar önemli bir konudur. Her yaş grubu için geçerlidir. Ancak enfeksiyon riskine karşı daha az direnç sahibi çocuklar, yaşlılar, hamileler ve emziren anneler için daha fazla önem taşımaktadır. Yeterli ve dengeli beslenerek gün içerisinde vücuda gerekli vitamin, mineral, yağ, karbonhidrat ve proteinleri alımı sağlanır. Bunun dışında bu besinlerden vitamin ve mineralleri de yeteri kadar almamızı sağlamaktadır.

      Gün içerisinde birçoğumuzun vazgeçilmezi çay ve kahve yerine kış aylarında ekinezya ve kuşburnu gibi bağışıklığı arttırıcı ve enfeksiyonlara karşı bizi savunucu çaylar içmek size önemli bir önerim olabilir.


      Şöyle bir düşünün, pırıl pırıl güneşin parladığı, sıcaklığı ile insanın içini ısıttığı bir güne uyanmak. Ne güzel olurdu değil mi? Kış aylarında bundan mahrum kalmak ise insana kasvet ve mutsuzluk veriyor. Bu aylar güneşi pek göremediğimiz ve uzmanlarında tabiri ile ‘’depresyon’’ ayları olarak adlandırılır. Bu aylarda özellikle muz, kepekli pirinç, kepekli makarna gibi lifli; patates gibi karbonhidrat bakımından zengin gıdalar tüketilerek depresyon riskinden uzak kalınabilir. 

      Kış aylarında antioksidan vitaminler C vitamini     (greyfurt, turunçgiller, çilek, brokoli, lahana ve patates) ve E vitamini ( kuruyemişler, bazı bitkisel yağlar ve lifli yeşil yapraklı besinler) bolca tüketilmelidir. Gün içerisinde çay, kahve yerine; tazesıkılmış meyve suyu içmek beslenme açısından önemli olduğu kadar, kış aylarında vitamin ve enerji alımı içinde doğru bir tercih olacaktır.

      Proteinler, dokuların oluşumu ve onarımında önemli göreve sahip olduklarından, günlük beslenme programında kesinlikle eksik edilmemesi gereken yapılardır. Et, yumurta, süt ve süt ürünleri ile balık tüketimi çok önemlidir. 

      Zengin lifli yapısı ve kanı sulandırıp metabolizmayı hızlandıran besin kaynağı olarak lahana kış aylarında sofralarımızdan hiç eksik etmememiz gereken gıdaların başında gelir.  Tavsiye edebileceğim diğer besinler ise; pırasa ve kereviz. Kalp damar hastalıklarına karşı koruyucu özelliğinin yanında karaciğeri temizleme özelliği var. Her zaman söylenildiği gibi yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığı çocuk yaşlarda başlar. Çocuklara sebze ve meyve yeme alışkanlığı mutlaka kazandırılmalıdır. Okula giden çocuklarınıza evde taze sıkılmış meyve suyu, zencefille karıştırılmış ballı süt içirerek bağışıklık sistemini güçlendirecektir.
    
      Gelişim çağındaki çocuklarınızın lifli gıdalar tüketmesine özen göstermelisiniz. Tatlı ihtiyaçlarına karşı ise, ağır şerbetli tatlılar yerine, kuru meyveler ve sütlü tatlılar daha uygun bir seçin olacaktır. Özellikle yemeklerde kullandığımız baharatlar kanın temizlenmesi ve bağışıklığın güçlenmesinde önemli yere sahiptir.   




Kış Mevsiminde Neden Kilo alınır?

      Kış ayları özellikle insanların daha çok hareketsiz kaldığı aylardır. Bu aylarda vücut ısısı düşerken, vücudumuz sıcaklığını korumak istemektedir. Metabolizmada bu isteği algılar ve daha hızlı çalışarak enerji açığa çıkar. Metabolizma enerji açığını giderebilmek için karbonhidrat ve yağ gruplarından daha çok istemektedir. Bu gıdalarda daha çok kilo alınmasına sebep oluyor.

      Kış aylarında kilo almamak ve yaza gülerek merhaba diyebilmek için; yukarıdaki tavsiyelerimi kulak arkası etmeyin. Hem kendinizin, hem ailenizin sağlıklı olmasını sağlayabilirsiniz.

Unutmayın!!!











7 Ocak 2013 Pazartesi

TUZ TÜKETİMİ


       Özellikle ülkemizde sofralara gelen yemeklerde tuz olup olmamasına bakmaksızın hemen tuza yönelmekteyiz. Oysaki tüketilen besinlerin bir çoğu kendi yapılarında tuzu(sodyum klorür formunda) bulundurmaktadır. Ve bu tuz vücudun yeterli tuz alımına yetecek orandadır. Sağlıklı bir insanın besinlerden alması gereken ortalama tuz miktarı 5gr olması gerekirken, ülkemizde bu oran 18grama kadar çıkmaktadır.
       
       Vücuda yüksek miktarda tuz alındığında, idrar yolu ile kalsiyum atımı artacağı için; öncelikle ileri yaş grubu için tehlikeli olan osteoporoz (kemik erimesi) riski ve buna bağlı olarak kemik yapısının zayıflaması sonucu kemik kırılmaları  ile karşı karşıya kalırsınız.
       
       İkinci önemli hastalık ise; kan basıncının yükselmesidir. Yapılan araştırmalar sonucunda günlük ihtiyacın üzerinde her 6gr tuz alımı, kan basıncının 8.2 milimetre civarında arttığı yönündedir. Ülkemizde alınan tuz miktarına bağlı olarak ortalama 16.4 milimetre gibi yüksek kan basıncı, akabinde yüksek tansiyon riskini kaçınılmaz hale getirmektedir.
       
       Şüphesiz sağlık açısından hipertansiyon düşünülmesi gereken bir durumdur. Şunu da eklemeliyim ki; hipertansiyon tek başına öldürücü bir hastalık değildir. Ancak tedavi edilmediği takdirde öldürücü olabilir. Hipertansiyondan önce tansiyonun ne olduğunu bilmek gerekir. Tansiyon atardamarlardan kanın geçişi sırasında, damar çeperlerine uygulanan basınçtır. Bu basınç damar çeperlerinde genişleme ve büzüşmeye yol açarak, kanın vücut içerisine dağılımını sağlar. 

       Hipertansiyon ise bu kan basıncının yükselmesi sonucu oluşur. Hipertansiyon özellikle kalp hastalıkları için büyük risk faktörüdür. Tedavi edilmediği takdirde;
·        Beyin damarlarında daralma, beyin kanaması ve felç riski,
·        Kalbi besleyen damarlarda tıkanma (kalp krizi), kalp yetmezliği,
·        Görme bozuklukları, körlük,
gibi ileri dereceli hastalılara neden olabilir.

Tuz Tüketimini Azaltmak İçin; 

v Kesinlikle yemeklerin ve salatanın tuzuna bakılmadan tuz ilavesi yapılmamalı,

v Hazır alınan gıdalarda tuz oranı kontrol edilmeli, tuzsuz yada tuzu azaltılmış ürünler tercih edilmeli (Hazır gıdalar diğer faktörler de göze alındığında pek tercih edilmemeli. Bakınız.)   

v Yemek pişirirken kullanılan tuz miktarına dikkat edilmeli.

v Yemeklerin tatlandırmak için; nane, maydanoz, dereotu, fesleğen gibi baharatlar alternatif olabilir.

v Sebze ve meyve sofralarımızdan eksik edilmemeli, tüketimi arttırılmalıdır.

v Bol su tüketilmeli, özellikle hazır alınan sular ile maden sularının içerikleri kontrol edilmelidir.

Uzun ve kaliteli bir yaşam standardı için tuz tüketimine dikkat edilmeli. Birçok riskli ve ölümcül hastalıklara sebebiyet vermesi dolayısı ile fazla tuz
tüketiminden uzak durulmalıdır.

5 Ocak 2013 Cumartesi

ŞEKER TÜKETİMİ

      


      Şekerlerin tamamının bileşeni karbonhidrattan oluşur ve yoğun enerji kaynağıdır. Unlu mamuller, tahıllar, kurubaklagiller, yağlı tohumlar, kuruyemişler, süt, sebze ve meyveler; şeker ve nişastanın doğal olarak bulunduğu besinlerdir.


Öneri: Şekerli içecek ve tatlı tüketimini azaltın; şeker içeriği az besinler tüketin.


     Şekerli Besinler
       
       Besinlerin hazırlanması esnasında şeker ve şeker şurubu (glikoz) eklenebilmektedir. Bu eklenen kimyasal yapılı şekerler, besinler içerisinde bulunan şekerden farklı bileşenlerdir. Özellikle hazır gıdalar ( unlu mamuller, sütlü tatlılar, reçel, marmelatlar ile kola ve gazlı içecekler, hazır meyve suları, dondurma) şeker ve şeker şurubu (glikoz) eklenerek üretilirler. Özellikle genç ve çocukların sıklıkla yediği ve içtiği besinlerdir.
       Aşırı enerji alımına neden olan şekerli gıdalar, özellikle hazır besinler; şişmanlığa neden olduğu gibi, besin değeri yüksek gıdaların yararında da azalmaya neden olur. Bazı hazır gıdaların etiketlerinde ‘’şekersiz’’ yada ‘’diyet’’ ibarelerinin yer aldığı görülmektedir. Bu gıdalarda şeker yerine tatlandırıcı özelliği olan sakkarin, aspartam, ksilitol gibi genellikle bitkilerin laboratuar şartlarında işlem görmesi sonucu üretilen kimyasallar kullanılır. Tatlandırıcılar, aynı orandaki şekerden daha tatlı ancak daha az enerji içeren kimyasal maddelerdir
















Şeker Tüketimi ve Sağlık Sorunları


Diş çürükleri: Şeker içeren gıda ve içecekler sıklıkla tüketildiğinde, diş yapısında bulunan florür eksikliğine neden olarak, diş çürümesine sebep olur. Ağızda bulunan bakteriler şeker ve nişasta sayesinde asit oluşumuna neden olur ve yine dişlerin çürümesine neden olur.













Ağırlık denetimi: Şeker oranı fazla gıdalar içerisinde yüksek miktarda enerji barındırmaktadır. Bu gıdalar diğer besinlerle birlikte tüketilmesi, diğer besinlerden alınan yararlı maddelerin azalmasına neden olur. Bunun yanında fiziksel aktivite yetersizliği eklenmesi durumunda vücut ağırlığının artmasına yani şişmanlığa neden olur. Şişmanlık ise, kalp-damar hastalıları, diyabet, hipertansiyon ve kanser gibi ciddi hastalıkların oluşumuna sebep olur.

















3 Ocak 2013 Perşembe

Vucut Ağırlığınız Ne Diyor?


Vücut Ağırlık Denetimi

       Vücut ağırlık denetimi; düzenli fiziksel aktivite ve dengeli beslenme ile doğru orantılıdır. Kibar tabiri ile kilolu olmak, yüksek kolesterol, kalp damar hastalıkları, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, solunum yetersizliği gibi hastalıklara sebebiyet verdiği gibi ; zayıf olmak ise vücut direncini düşüren bir durumdur.

Sağlıklı bir yaşam için; boy-kilo dengesi şarttır.

Vücut ağırlığı nasıl değerlendirilir?

1.  Beden Kitle Endeksine göre değerlendirme:
·        Düzenli olarak belirli aralıklarla ağırlığınızı ve boy uzunluğunuzu ölçün,
·         BKİ inizi verilen denkleme göre hesaplayın. Ağırlığınızı boy uzunluğunuzun karesine bölün
·          BKM=Ağırlık(kg)/Boy uzunluğu (m)2
BKM değeri yüksek ya da düşük ise yüksek  sağlık   riski taşıdığınızın habercisi olabilir.

Pratik olarak BEDEN KİTLE ENDEKSİNİN değerlendirilmesi

Zayıf: BKİ < 18.5 olmasıdır. Daha fazla besin tüketmeli özellikle yeterli ve dengeli beslenme sağlanmalıdır. Çok zayıf olan kişilerin hekim kontolünde kilo alması sağlanmalıdır.

Sağlıklı Ağırlık: BKİ’nin 18.5-25.0 arasında olduğu durumlardır. Doğru ve yeterli beslenildiğinin göstergesidir. Ancak bu değerlerde kalabilmek için besin seçiminin doğru yapılması gerekir.

Kilolu, Hafif Şişman: BKİ’nin 25-30 arasında olduğu durumlardır. Sağlıklı bir hayat sürebilmek için ağırlığın normal değerlere inmesi gerekir.

Şişman: BKİ’nin 30-40 arasında olduğu durumlardır. Şişmanlık kronik rahatsızlıkların erken dönemlerde görülmesine neden olabilir. Bu grupta yer alan kişilerin hekim ve dietisyen kontrolünde kilo vermeleri ve bu kiloları yavaş yavaş vererek normal düzeye indirilmelidir. Bildiğiniz gibi: hızlı verilen kilolar, hızla geri alınır.

Aşırı şişman: BKM>40 ve üzeri olmasıdır. Bu durumdaki kişiler ciddi sağlık problemleriyle karşılaşır. Kilo kaybı kesinlikle doktor ve diyetisyen kontrolünde verilmelidir.



2.  Bel çevresine göre değerlendirme:
       Bel çevrenizi ayakta ve kalçanızın en yüksek yerinden yapın. Bel çevresi erkeklerde 94 cm, kadınlarda 80cm geçmemelidir. Erkeklerde 102 cm, kadınlarda ise 88 cm geçmesi sağlık riskini arttırır. Arzu edilmeyen bir durum olan vücut yağ miktarının üst kısımda toplanması (elma tipi) durumlar hastalık riskini arttırır. (Armut tipi) vücudun alt bölümünde toplanan şişmanlık türünde ise hastalık riski daha azdır.

3.  Bel/Kalça çevresine göre değerlendirme:
·        Bel çevresini ölçün,
·        Kalça çevresini ayakta iken en yüksek kalça çevresinden ölçün,
·        Bel / Kalça oranı erkeklerde <1.0 , kadınlarda <0,8 altında olmasına dikkat edin.

Ağırlık Denetimi

       Fiziksel aktivitelerin arttırılması ve enerji alımının dengelenmesi ile vücut ağırlığının kontrol altına alınması mümkün olabilir. Fakat bunların yanında taze sebze ve meyve, özellikle tam tahıllı ürünler, süt, balık, az yağlı et, tavuk ve kuru baklagillerin tüketilmesi iyi bir seçim olacaktır.

       Yemeklerde doyana kadar değil, yettiği kadar besin tüketilmeli, doğru ve dengeli beslenme kurallarına özen gösterilmelidir. Az yağlı besinlerin her zaman düşük enerji içerdiği gibi yanlış bir anlayış söz konusudur. Bazı besinlerde yağ miktarı azaltılmış olsa da içerisinde bulunan şeker enerji miktarının arttırmaktadır. Bu sebeple özellikle dışarıda yenen yemeklerde porsiyon miktarını minimum seviyeye düşürmek doğru bir tercih olabilir. Kızartma yerine ızgara balık, tavuk ve yağsız etler seçilmelidir.  Ara öğün alışkanlığı edinilmeli ve bu öğünlerde taze sebze ve meyve, tam tahıl içeren besinler ve az yağlı süt ve yağurt tercih edilmelidir.

Ağırlık denetimi çocukluktan başlamalıdır.
       Büyüme ve gelişme çağında olan çocuklarda yeterli ve dengeli besin tüketimi önemlidir. Özellikle fastfooda meyilli çocukların aşırı enerji  almaları ve fiziksel aktivite azlığı şişmanlığa neden olur. Çocuklara sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırılması gerekir. Bunun için sabze ve meyve, az yağlı et ve tavuk ürünleri, süt ve süt ürünleri ve tahıl tüketimi çocukların beslenme programlarına dahil edilmelidir. Çocukların durağan aktivitelerine sınırlama getirilmeli(televizyon izleme, bilgisayar ve video oyunları gibi) fiziksel aktivitelere teşvik edilmelidir.

Yeme Davranış Bozuklukları
       Yanlış beslenme ve bilinçlenme sonucu, aşırı ve sık besin tüketimi yada hiç yememe, besin tüketiminin aşırı sınırlandırılması, yediklerini kusarak çıkarma gibi yeme davranış bozukluklarında sağlık problemleri oluşmakta, kesinlikle bu durumlarda doktora başvurulmalıdır.

Hızlı kilo kaybından sakınılmalıdır!!!
       BKİ’ne göre normalin üzerindeki durumlarda, normal seviyeye inmek sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürdürebilmek açısından önemlidir. Ancak hızlı kilo kaybı,  şişmanlığın oluşturduğu risklerden daha tehlikelidir. Hedefiniz haftada en fazla bir kilo vermek olmalıdır.

Unutmayın!!!


Yavaş verilen kilolar daha kalıcı olur.




Yayın Arşivi